‘’ Sazların Eşliğinde Tespih Çekerken Hissettiğim Huşu Duygusu, Benim İçin Tarif Edilemez Bir Manevi Zenginliktir ’’

Salihlipost Admin 15 Mayıs 2026
TSM ve THM Sevdalısı, Latife Teyze ile Konuştuk

1.Latife teyzecim okurlarımıza kendini tanıtır mısın?

Mübadele yıllarının hüzünle yoğrulmuş, umutla ayakta kalmaya çalışan günlerinde; Selanik’ten Salihli’ye uzanan bir göç hikâyesinin içinden doğan bir hayat… Selanik göçmeni Aguş ailesi ile Salihli’nin yerli ailelerinden Türkoğulları’nın yollarının kesiştiği o kader çizgisinde, İsmail Efendi ve Ayşe Hanım’ın en küçük evlatları olarak 1946 yılında dünyaya gelmişim. Ata’mıza duyduğu derin minnetten dolayı büyükannem bana, ablalarım Vijdan ve Reyhan’ın isimlerinden farklı bir kafiyeye sahip olan Lâtife ismini vermiş. Henüz küçük bir çocukken, acısını hâlâ yüreğimde taşıdığım babamı kaybettim.

Babası Rüştiyeli İsmail Efendi

Hayatımı, şefkati ve merhametiyle annem şekillendirdi. Rahmetli annemden aldığım o ince ruh, tüm ömrümü etkiledi. Anneciğim çok ince düşünceliydi. Büyük ablam Reyhan evlendikten sonra, diğer ablamın art arda doğan iki çocuğunun bakımı için evimizi kapatıp onların yanına taşınmaya karar verdiğinde, aile büyüklerimiz buna çok şaşırmıştı. Kader çizgimi değiştiren bu olay, beni yeğenlerinin bakımını üstlenen küçük bir anneye dönüştürdü.

Altınordu İlkokulu’nda başlayan eğitim yolculuğum, kız enstitüsü’nde sanatla buluşarak zenginleşti. İlmek ilmek işlediğim goblenler, kanaviçeler ve daha nice ince el emeği ürünler… Salihli Belediyesi resim kursundaki çalışmalarım, ruhumdaki sabrın ve estetik duygunun sessiz ama güçlü ifadeleriydi adeta. Dikişle kurduğum bağ ise zamanla bir becerinin ötesine geçti. Bir dönem Allahdiyen Köyü’nde, kendilerine kıyafet diktiğim komşularım beni “köyümüzün terzisi” unvanıyla onurlandırdı. Hayatımı ev hanımı olarak sürdürdüm.

Eşim, kerestecilikle uğraşan Azmi Ütük’tü. “Yeniden dünyaya gelsem yine onunla evlenirdim” dediğim eşimi 2015 yılında kaybettim. Bu kayıp hayatımda derin bir iz bıraktı, ancak ailemin varlığı bana her zaman güç verdi. Kızım İngilizce öğretmeni, oğlum kardiyoloji doktorudur. Gelinim Esra da çocuk doktorudur. En büyük mutluluğum ve hayatımın en kıymetlileri ise torunlarım; veteriner Azmi Mert, endüstriyel tasarım eğitimi alan Lara ve aramıza sonradan katılan, Mert’in eşi göğüs hastalıkları doktoru Nihal’dir. Onların varlığı, geçmişten bugüne uzanan aile hikâyemizin en güzel devamıdır.

2.Sizi TSM korosu koristlerimizden kızınız Ayşe Ütük öğretmenim ile koro çalışmalarına düzenli olarak katılımınızdan sonra tanıdım. Türk Sanat Müziğine olan ilginiz nereden geliyor?

Çocukluğumda, aile büyüklerimizin bir araya geldiği o güzel günlerde annem ve kuzenleri ud çalar, hep birlikte şarkılar söylerlerdi. Udun büyüleyici sesiyle yoğrulan o anılar, bugün geçmişte kalan sevdiklerimi rahmetle anarken hâlâ kulaklarımda yankılanıyor. Şimdi de ailemizde müzik önemli bir yer tutuyor. Oğlum ve torunlarım farklı müzik enstrümanları çalıyor. Torunum Azmi Mert, ilk kez dinlediği birçok makamı kolaylıkla ayırt edebilme yeteneğine sahip. Evimizde de aracımızda da çoğunlukla ilahi dinleriz. Sami Özer ve Fatih Koca’nın repertuvarlarının büyük kısmını dinleriz. Salihli Belediyesi THM Korosu Şefi Yalçın Kutkaya’nın âşıklardan derlediği eserleri ney ve bendir eşliğinde icra edişine şahit olanlar, yine TSM Korosu Şefi Şerif Cenan’ın yorumuyla “Melâmet Hırkası”nı dinleyenler, her iki koronun çalışmalarını neden aksatmadan takip ettiğimi daha iyi anlar. Sazlar eşliğinde tespih çekerken hissettiğim huşu duygusu, benim için tarif edilemez bir manevi zenginliktir. Ruhuma verdiği esenlik, içimdeki şükrü artıran eşsiz bir huzur kaynağıdır. İşte bu yüzden her iki koronun çalışma günlerini heyecanla bekliyorum.

3.Kuşak farkı olmasına rağmen bütün koro elemanları ile arkadaş gibisiniz. Bunu nasıl başarıyorsunuz?

Şükrederseniz hayata her zaman sevgiyle bakarsınız. İçtenliğiniz ve sıcaklığınızla dokunduğunuz her kalpte iz bırakırsınız. Açık sözlü oluşum sayesinde dostluklarım samimi, sohbetlerim içtendir. Katıldığım sosyal etkinliklerde yalnızca varlığımla değil, bulunduğum ortamlara anlam ve neşe kattığım da sıkça söylenir.

Latife hanımın çocukluğu (Ortadaki sevimli kız)

4. Salihli’nin yerlisisiniz. Gençliğinizin Salihli’si ile bugünün Salihli’si arasında ne gibi farklılıklar var?

1950’li yıllarda güneşle birlikte uyanırdık. Bahçemizdeki leylakların, güllerin ve yaseminlerin kokularının birbirine karışmadan nasıl yayıldığı, eş dost tarafından merak edilirdi. Kahvaltılarımız sadeydi; avokado gibi yabancı meyveler olmazsa olmazımız değildi. Taze ekmek, bal, tereyağı, zeytin, peynir ve annemin kirece yatırarak yaptığı çeşit çeşit reçellerle kahvaltımızı yapardık. Çift cepheli, cumbalı evimizde çayımızı içerken demir yolunu izlerdik. Mektep Sokağı’na açılan cümle kapısı ile Mescit Camii’ne bakan kapıyı sıkça kullanırdık. Sokakta çoğu insanı tanır, herkesle selamlaşır, hâl hatır sorardık. Yolların çoğu topraktı ve araba sayısı azdı. İnsanlar ya merkebe biner ya da bisiklet kullanırdı. Rahmetli babam atıyla sokağa girdiğinde, nal seslerini bahçemizden duyar ve “evin erkeği geliyor” diye telaşlanırdık.

Babam ve amcam celepti, aynı zamanda tarımla uğraşırlardı. Hayat sadeydi ama emek yoğundu. Öğle yemeği asla geçiştirilmez, günde üç öğün özenli sofralar kurulurdu. Akşamüstleri genellikle akraba ziyaretleri yapılır, misafirler için evde ikramlar hazırlanırdı. Çarşıya çıktığımızda alışverişten çok sohbet ederdik. Bakkallar, adeta komşu kapılarıydı. Eskiden gece olunca hayat yavaşlardı. Televizyon çok az evde bulunur, bazı evlerde ise komşuların birlikte dinlediği radyolar olurdu. Babamın İstanbul’dan getirdiği kırmızı radyo ve çizmeleri hâlâ rüyalarıma girer. O zamanlar gökyüzü daha karanlık ama yıldızlar daha belirgindi. Şimdi ise telefonlar, sosyal medya ve internet hayatın her yerinde. Gün bitse de zihinler dinlenmiyor. Işık kirliliği nedeniyle gökyüzü de eskisi kadar net görünmüyor. Sokaklarda kazılmış, yamalı yollar, pahalı arabalar ve sürekli hareket hâlindeki motosikletler var. Trafik gibi hayat da karmaşık.

Oğlu, Kardiyoloji Dr. Ozan Ütük-Latife teyze- Kızı, İngilizce Öğretmeni Ayşe Ütük

5.Zaman zaman geçmişe özlem duyduğunuz oluyor mu?

Elbette dürüstlüğü, çalışkanlığı ve herkes tarafından sevilip sayılmasıyla tanınan eşimle geçirdiğimiz günleri özlüyorum. Onu toprağa verirken insanların, “Azmi Amcamız sanayinin babasıydı; sadece siz değil, biz de babamızı kaybettik.” sözleri hâlâ kulaklarımda çınlıyor. Ben ondan razıyım, Rabbim’de ondan razı olsun. Nur içinde yatsın.

6)Geçmiş tecrübelerinizin ışığında gençlere neler tavsiye edersiniz?

Bu yaşa kadar çok şey gördüm ve öğrendim. Hayat sandığımız kadar uzun değil; bir bakmışız akıp gitmiş. Bu yüzden değer verdiklerimize, özellikle sağlığımıza ve huzurumuza dikkat edelim. Gençken anlaşılmasa da bunlar büyük nimetlerdir. Tertip ve düzen merakıyla ömrümüzü tüketmeyelim. İnsanlara karşılık beklemeden iyilik yapalım. İnsan, yaptığı her davranışla kaderine bir not düşer. İyilikler beklenmedik anlarda karşımıza güzellik olarak çıkar; kötülükler ise mutlaka sahibini bulur. Bazen bir vicdan azabı, bazen kaybedilen huzur olur. İyilik yapan huzur, kötülük yapan sıkıntı bulur.

Adalet sadece mahkemelerde değil, hayatın akışında da tecelli eder. İlahi adaleti unutmayalım. Sabretmeyi öğrenelim; her şey hemen olmaz. Sabrın en kıymetlisi, sabrın tükendiği anda gösterilendir. Hayatta en önemli şey huzurdur ve huzurun yolu doğru insan olmaktan geçer. Doğru yaşadıkça Allah yolumuzu açar, yüzümüz güler. O zaman ne dünya bizi yorar ne de insanlar incitebilir. Huzurla, sağlıkla yaşamayı sürdürürüz.

7.Hayatınıza dokunan olayları okuyucularımız ile paylaşır mısınız?

Çocuklarımı küçük yaşlarda Türk Koleji’ne yatılı okumaları için gönderdiğimizde evde oluşan boşluk duygusu, çocuklarımın seslerinin bir anda ortadan kalkışı beni çok etkilerdi. Mesela onlarsız güzel bir yemek yapıp yemek bende suçluluk duygusu yaratırdı. Beni en çok yaralayan anlardan biri de, evliliğimden sonra hiç ayrılmadığım yıllarca yanımda kalan annemin vefatıydı. Bir evladın kalbinde bunun nasıl bir sızı bıraktığını ancak annelerini kaybedenler anlar; kelimeler yetersiz kalır. Ama hayat, acının yanında umudu da barındırıyor.

En kıymetli hatıralarımdan biri, gençliğimde kapımı ve kalbimi açtığım manevi evlatlarımdan birinin kalp doktoru oluşu bana sunduğu en anlamlı hediyedir. Bu, yalnızca bir teşekkür değil; yıllar önce verilen sevginin, emeğin ve inancın bana geri dönüşüdür. Bunu hatırlamak kalbimde tarifsiz bir gurur ve mutluluk filizlendirir. Biliyorum ki hayatta en güzel karşılıklar, sevgiyle verilenlerden doğar.

8.Sizin için hayatın anlamı nedir?

Hayatın anlamı nefsi arındırarak, insanlara sevgiyle yaklaşmak ve bu dünyadan geçip gittiğimizde arkamızdan iyi bir insandı diyerek rahmetle anmalarıdır.

Yorum: Latife Teyze

Eskilerin kullandığı ve benim de çok beğendiğim ‘’nev’i şahsına münhasır’’ diye bir deyim vardır. Başkalarına benzemeyen, kendine has özellikleri olan birisi anlamına gelir. Kızı Ayşe Hanımefendi ile birlikte Salihli Belediyesi, Türk Sanat Müziği ve Türk Halk Müziği korolarına gösterdikleri istikrarlı katılım, Latife teyzenin müziğe aşk derecesinde bağlılığının bir göstergesi. Üstelik kuşak farkına rağmen koro içindeki uyumu ve sıcak iletişimi, insan ilişkilerinde samimiyetin yaşla değil gönülle ilgili olduğunu gösteriyor.

Sanata olan ilgisini yalnızca müzikle sınırlamayıp karakalem resimlerle de ifade etmesi, onun bu konuda ne kadar çok yönlü bir kabiliyete sahip olduğunu ortaya koyuyor. Bir dönem resim eğitimi kursu almış olması, bu yeteneğini yaptığı çok güzel karakalem resimler ile taçlandırmasının önünü açmış.

Tüm bunların yanında manevi dünyasını da ihmal etmemesi, elinden düşürmediği tespihi ve ibadetine olan bağlılığı, hayatındaki dengeyi ne kadar güzel kurduğunu gösteriyor. Kızı Ayşe hanım ile olan bağı ise sadece bir anne-kız ilişkisi değil; aynı zamanda güçlü bir arkadaşlığın örneği.

Latife Teyze; hem sanatı hem maneviyatı bir arada taşıyabilen, çevresine ilham veren çok özel bir birisi. Böyle güzel bir insanı sizlerle tanıştırmam benim için de bir mutluluk. Latife teyzeme mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir ömür dilerim.